Aynı masa, yeni bakış.
KIYI İLE DENİZ ARASINDA…
Aynı masalarda oturduğumuz gibi, aynı kıyıda da dururuz, ama suya bakışımız farklıdır.
Birinci Grup: Olimpik Yüzücüler
Kendine güvenenlerdir.
Dalgayı yarar, ilerlerler.
Toplantıda ilk söz alanlardır.
Saçları hep ıslaktır. Takım elbiselerinin içinde her zaman bir “suit” daha vardır: swim-suit.
Bazen gerçekten cesurdurlar, bazen de riskin sonuçlarını henüz deneyimlememişlerdir. Ama suyun içindedirler, ve emin olun onlar da su yutuyor.
Onlardan küçük bir ricam var: Hızınız güzel ama yalnız yüzmek marifet değil, tecrübelerinizi paylaşın lütfen.
İkinci Grup: Yüzme Bilip Bilmediğinden Emin Olmayanlar
Bilgileri vardır ama yeterli mi emin değildirler.
Deneyimleri vardır ama özgüvenle araları mesafelidir.
Onlara şöyle sesleniyorum: Herkes biraz şüpheyle yüzüyor zaten. Suya girince anlaşılır ne kadar bildiğin. Cankurtaranlar var merak etme.
Üçüncü Grup: Yüzme Bilmeyenler
Bu grup ikiye ayrılır sudan kaçanlar ve yüzme bilmediği halde suya atlayanlar…
Onlara da küçük bir hatırlatma: Simit takmak ya da yüzme bilen birine “Bana da öğretir misin? demek ayıp değil.
Dördüncü Grup: Kendini Kuma Gömenler
Bu grup çukurunu kendi kazar. Çıkan kumu da eliyle koluyla üstüne toplar, görünmez olur.
İnsanın içinden şaka yollu “Allah taksiratını affetsin, iyi bilirdik” demek gelir.
Onlara sorum şu: Hepimizin gideceği yer şüphesiz orası da, bu kadar erken niye?
Beşinci Grup: Yüzme Bildiği Hâlde Geri Duranlar
Bilgileri vardır. Tecrübeleri vardır.
Dosyaları sağlamdır. Ama tam konuşacakken dururlar.
Hazırlık yaparlar. Hazırlığın kontrolünü de yaparlar. Sonra süre biter.
Ve belki de en zor grup budur. Çünkü yüzme bilmektedirler. Ama kusursuz olmadan suya girmek istemezler.
Onlara diyeceğim şu ki: Hazırlık yaptığınızı biliyorum. Ama su taslak kabul etmiyor. Girince tamamlanıyor.
Elbette hikâye bu beş gruptan ibaret değil.
Suyu tarif edenler de var. Kenardan strateji kuranlar da. Kurtarıcılar da. Yüzmeyi öğretenler de. Suyu hep biraz soğuk bulanlar da. Boğulma tehlikesi atlatanlar da.
Bu liste uzar gider. Su aynı, ama mesafemiz farklı. Bu beş grubun içinde dolaşıyoruz aslında.
Hani emekli yazlıkçı amcalar der ya “Sabah deniz çarşaf gibiydi.” İşte o anı kollayıp girmek lazım belki de.
Belki de biz hiç o çarşaf gibi denize denk gelmeyeceğiz, “Su kasılanı değil gevşeyeni kaldırır.” deyip girmek mi lazım?
Peki senin asıl sorunun yüzme bilmemek mi, yoksa hep kıyıda kalmak mı?
Not: Bu metin, kişisel gözlemlerim ve düşünme sürecimde yararlandığım dijital araçların katkısıyla kaleme alınmıştır. Yazıda yer alan değerlendirmeler şahsîdir.
Bir Kamu Çalışanı
27.02.2026-Ankara
